Sabah havanın tazeliğinin verdiği enerjiyle saat 7:30'da kalktım. E tabi enerjimi kendime saklayamadığım için de yaklaşık 1 saat sonra çok sevgili kocam da tacizlerime dayanamayıp kalmak durumunda kaldı:)
Otelimiz hakkındaki olumlu düşüncelerimiz kahvaltısının güzelliği ile bir kez daha pekişti. Normalde Avrupa otellerinde ender görülen sıcak büfesi, meyvası, peyniri, şarküterisi ile oldukça doyurucuydu. Aslında balkona masa koymamaları güzelim göl manzarasına biraz haksızlık olmuştu, ama biz çayımizı balkonda içerek manzarayı da harcamamış olduk.
Kahvaltı sonrasında göl etrafındaki gezimize başlamak üzere yola koyulduk.
Gecen seneki Capri tatilinde gordugumuz yollar kadar olmasa da buradaki yollar da oldukça daraliyordu bazi yerlerde. Italyanlarin sabırsız ruh hali de eklenince araba kullanmak eğlenceli bir hale gelebiliyor zaman zaman.
İlk durağımız olan Bellagio'ya doğru yol alırken, gölün yeşille birleşen manzarasını güzel havasıyla birlikte içimize çekebilmek için aralarda mola vermeyi de ihmal etmedik.
Bellagio'ya vardığımızda internette burası için yazılanların az bile olduğunu gördük.
Bellagio klasik İtalyan havasını taşıyan, gölün kenarına sanki işlenmis olan küçük bir kent. Burayı keşfetmek için kesinlikle dar sokaklarına kendinizi bırakıp yürümeniz gerekiyor. Gölün her iki kıyısını da gorebileceginiz, sokaklari guzel evler ve de ciceklerle suslu bu guzel kenti mutlaka gormenizi tavsiye diyorum. Hatta bir sonraki gelisimizde buradaki otellerden birinde de kalabiliriz diye dusunduk.
Bellagio'dan sonra Como sehrine dogru ilerlemek uzere tekrar yola ciktik. Golun her iki kiyisinin birbirine uzaklasip yakinlastigi yerleri doyasiya izleme sansina sahip oldugumuz yol bizi gole adini veren Como sehrine ulastirdi. Ancak gol boyunca gordugumuz dogal guzelliklerden sonra Como bize cok sehirlesmis ve de turistik geldi.
Ogle yemegimizde Italya'ya gelmeden once hayalini kurmaya basladigim Mozarella peyniri ve de domatesli Caprese sandvic yedikten sonra sehrin gol kiyisi boyunca yuruyus yaptik. Aksamustu aperatifi olarak margarithamizi da ictikten sonra aksam yemegi icin Menaggio'ya dogru yola ciktik.
Yolda anlamadigimiz bir nedenden dolayi trafigin tunelin icinde 20dk boyunca tikanmasindan dolayi ufak capli bir huysuzluk krizine yakalanmama ragmen Menaggio'nun sakin ve romantik havasi herseyi unutturdu.
Deniz mahsulleri salatasi ve de somonlu tortellini ziyafetinin damagimizda biraktigi tatla otelimize dogru geri donus yoluna ciktik.
Deniz mahsulleri salatasi ve de somonlu tortellini ziyafetinin damagimizda biraktigi tatla otelimize dogru geri donus yoluna ciktik.3. gun:
Como golunu kesfettikten sonra daha da uzaklara dogru yol almaya karar verdik ve de sabahtan Verona'ya dogru yola ciktik.
Israrlarim sonucu ele gecirdigim direksiyon basinda tam 150km gittikten sonra Verona'nin tarihi kale kapisindan iceri girdik.
Sehri biraz gezdikten sonra tatilimiz sirasinda yedigimiz en leziz pizzayi Arena'nin tam karsisindaki pizzeria'da yedik.
Sehri daha detayli gezmek icin aldigimiz el kitabi ile onemli her noktayi tek tek gezdik ama en onemlisi Romeo ve Juliet'in hikayesinin gectigi bu sehirde Juliet'in evini ziyaret edip bir de adimizi yazdigimiz kagidi duvara yapistirdik:)
Gelen herkes, ister tek ister cift olsun, ask ve sevgi iceren farkli dillerden mesajlarla bu duvari bastan asagiya kaplamislardi. Evden cikarken bizim kagidimizin durup durmadigini kontrol etmeyi de ihmal etmedim:)

Gelen herkes, ister tek ister cift olsun, ask ve sevgi iceren farkli dillerden mesajlarla bu duvari bastan asagiya kaplamislardi. Evden cikarken bizim kagidimizin durup durmadigini kontrol etmeyi de ihmal etmedim:)Verona'nin bunaltici sicagindan kendimizi Garda Golu'nun kiyisina attik hemen. Ilk duragimiz daha girisinden sikligini belli eden Peschiera'ydi. Arabayi park etmek icin yer ararken gozumuze carpan gol uzerindeki cafelerden birine gidip serinlemeye karar verdik. Golun uzerine kurulan bir salda hizmet veren Caffe Centrale La Zettera'da aksamustu birseyler icmenin keyfini doyasiya cikardik. Hem soguk biralar hem de golun serinligi, tum gun icimizi yakan gunesin hararetini de almis oldu.
Aslinda gunlerce burada oturup kalabilirdim ama baska yerler kesfetme heyecaniyla bir sonraki duragimiza dogru yol aldik.
Aslinda gunlerce burada oturup kalabilirdim ama baska yerler kesfetme heyecaniyla bir sonraki duragimiza dogru yol aldik.Yine Garda Golu'nun kiyisinda bulunan Desenzano'ya geldigimizde artik tam bir yaz aksamustu havasi vardi. Icerde minik botlarin bagli oldugu kucuk bir marinanin etrafina dizilmis cafe ve restaurantlari gorunce yine birseyler icmeye karar verdik. Tam bir chill out ortami yaratmis olan bir cafenin salincaklarina yayilarak ilk defa Peschiera'da gordugumuz, turuncu renkli kokteyllerin ne oldugunu kesfetmeye karar verdik. Ama bir sorunumuz vardi; adini bilmiyorduk. Biz de en temel iletisim yontemini kullandik ve de o kokteyli icen bir masayi garsonumuza isaret ederek ickimize kavustuk.
Bir cesit spirits oldugunu ogrendigimiz ickimizin malesef hala adini bilmiyoruz. Ama turuncu spirits dediginizde hemen getiriyorlar :)
Bir cesit spirits oldugunu ogrendigimiz ickimizin malesef hala adini bilmiyoruz. Ama turuncu spirits dediginizde hemen getiriyorlar :)Aksam yemegimizi yemek uzere Bergamo sehrine dogru yola ciktigimizda artik hava yavas yavas kararmaya, bizim de karnimiz acikmaya baslamisti. 1.2lt motorlu Fiat Panda'mizda yapmis oldugum hiz denemeleri sonucunda kisa bir sure icinde Bargamo'ya ulastik. Sehre girdigimizde gun boyu gormeye alisik oldugumuz hareketli ortamdan eser yoktu. Gele gele bu sessiz yere mi geldik diye soylenirken, insanlarin gruplar halinde yukari cikmak icin funikulerin kapisinda bekledigini gorduk. E bu kadar insanin bir bildigi vardir heralde diyerek biz de yukariya cikmaya karar verdik.
Yukarıya, yani eski şehre, çıktığımızda aşağıdaki sessizliğe inat adeta İstiklal Caddesi'ni andıran bir kalabalık ile karşılaştık. Herkes o kadar şıktı ki, bütün gün üzerimizde olan kıyafetlerimizle kendimizi tam turist hissettik. Restaurantların mutfaklarını 10buçuk'ta kapatıyor olmasından dolayı kendimize güzel bir yer bulup oturduk. Gerek sushi gerekse deniz mahsüllerinin her çeşidinin hastası bir çift olarak, başlangıç için çiğ balık tabağı ve de kılıç carpaccio yemeğe karar verdik. Çiğ balık tabağındaki denizden çıkıp tabağımıza konmuş deniz mahsüllerini yerken aslında çok da iyi bir karar vermedğimizi ikimizinden suratından belli oluyordu.
Aslında değişik bir deneyim olmakla birlikte özellikle tabağın da büyük olmasından dolayı midemizde değişik bir ağırlık oluştu. Neyse ki ana yemek olarak seçtiğimiz deniz mahsüllü spaghetti durumu biraz olsun kurtardı.
Aslında değişik bir deneyim olmakla birlikte özellikle tabağın da büyük olmasından dolayı midemizde değişik bir ağırlık oluştu. Neyse ki ana yemek olarak seçtiğimiz deniz mahsüllü spaghetti durumu biraz olsun kurtardı. Yemekten sonra eski şehirde biraz da yürüyüş yapıp ertesi günkü İsviçre gezimize güç toplamak üzere otelimize doğru yola çıktık.
4. Gün:
Como'daki 4. günümüzde sınırı geçerek İsviçre'ye gitmeye karar verdik. Elimizi kolumuz sallayarak bir sınır geçecek olmanın verdiği heyecan ile yola çıktık.
Como'yu geçtikten sonra İsviçre sınırındaki Chiasso'ya doğru devam ettik. Veee sonunda sınıra varmıştık. Gerçekten de adeta Boğaz köprüsünün OGS gişesinden geçer gibi İsviçre'ye geçiverdik.
İlk kez 7 yaşındayken gelmiş olduğum Chiasso'dan tek hatırladığım şehrin girişine yakın 3M Migros'tu:)
Lugano Gölü'nün merkezi olan Lugano'ya doğru devam ettik. Geçtiğimiz yerler, İtalya'ya göre daha düzenli ve şehirleşmiş; İsviçre'nin Alman kısımlarına göre ise daha sıcak ve zarif bir görüntüye sahipti.
Kısa süren yolculuğumuzun ardından Lugano'ya ulaştık.
Cumartesi günü olmasının da etkisiyle herkes parklarda veya gölün üzerindeydi. Biz de gölün kenarındaki yürüyüşümüzden sonra, ilk gördüğümüz pizzacıdan pizzaları paketlettirip çimlere yayılmak üzere parka gittik.
Pizzalar İtalya'da yediklerimizi aratacak cinsten olsa da göl kenarında yaptığmız bu keyif herşeye değerdi.
Cumartesi günü olmasının da etkisiyle herkes parklarda veya gölün üzerindeydi. Biz de gölün kenarındaki yürüyüşümüzden sonra, ilk gördüğümüz pizzacıdan pizzaları paketlettirip çimlere yayılmak üzere parka gittik.
Pizzalar İtalya'da yediklerimizi aratacak cinsten olsa da göl kenarında yaptığmız bu keyif herşeye değerdi. Günü Lugano'da geçirdikten sonra otele giderken yolumuz üzerinde bulunan aslında İtalya toprağı olan ama İsviçre'de bulunan Campione D'Italia'da da akşamüstü içkimizi içmeyi ihmal etmedik.
Sınırı tekrar Chiasso üzerinden geçerek Como'daki son akşam yemeğimiz için hazırlanmak üzere otelimize doğru yol aldık.
Akşam yemeğimizi Valmedrara'nın göl kıyısındaki pizzeria'da yedik. Özellikle pizzası ve de kalamarı harikaydı. Yemek sırasındaki bir diğer eğlencemiz de Inter-Bayern Munih sampiyonlar ligi final maçıydı. Milano'ya oldukça yakın bir noktada olmanın avantajıyla Inter taraftarlarının heyacanına ve de bu tarihi ana birebir şahit olma şansına sahip olduk.
Tabi ki benim yoğun ısrarlarım sonucu (Milano'ya gidemesek de:)) Lecco merkeze giderek şampiyonluk kutlamalarına biz de katıldık. İlk önce arabamızla konvoya katılıp korna çalarak eşlik ettik. Daha sonraysa arabayı otele parkedip meydandaki kutlamaların ortasına atıverdik kendimizi. 

Otele doğru yürürken "UEFA kupasını aldık, neden şampiyonlar ligi kupasını da alamayalım ki" diye iç geçirmeden edemedim. Ama tabi "onu da göremeyenler var" da demeyi ihmal etmedi iç sesim.
5. ve son Gün
Son günümüzde havaalanına gidene kadar Lecco'da yürüyüş yaptık ve sahilde kurulan pazara benzeyen küçük standlardan alışveriş yaptık.
Büyüleyici manzarası, doyulmaz yeşili ve mavisiyle içimizde hiç geri dönme isteği bırakmamış olan Como Gölü'nden ayrılmak, ikimiz için de hiç ama hiç kolay olmadı. Yine her tatilimizin sonunda olduğu gibi "Yine geliriz di miiii?" soruma olumlu yanıtı aldıktan sonra en azından bir sonraki gelişimizin hayaliyle, ayaklarım geri gide gide havaalanı güvenliğinden geçerek Istanbul'a gitmek üzere Ardacığımın elinden tutup uçağa doğru ilerledim.






No comments:
Post a Comment